“Tüm
dünyaya, Kuzey Kürdistan'nın da bir özgürlük, demokrasi ve refah adası
olmaya aday olduğunu göstermeliyiz”
Sayın
Konferans katılımcıları!
2500
yıldan beridir bir savaş, zulüm ve sömürü alanı olarak kullanılan ülkemiz
Kürdistan ve gaspedilen ulusal haklarını elde etmek için özellikle son
200 yıldan beridir kesintisiz bir biçimde direnme ve mücadele etme sürecini
yaşayan Kürt halkı, belki de tarihinin hiç bir döneminde günümüzde
olduğu kadar hassas ve bir o kadar da umut vaad eden gelişmelerle karşılaşmamıştır.
Değişik
mücadele aşamalarında olup kimi farklı özgünlükler taşımakla
birlikte, ülkemizin her dört parçasında da bir birine paralel ve bir
birini besleyen halkımızın haklı davası günden güne güçlenmekte,
nihai kurtuluşa doğru yol almaktadır. Buna
karşılık ülkemizi parçalayıp sömürgeleştiren egemen devletler ise, hiç
bir zaman, bügün oldukları kadar şaşkın ve çaresiz duruma düşmemişlerdir.
Tek ortak özellikleri olan ''Kürt Düşmanlığı'' ile bir birlerine
tutunan bu devletler, adeta can derdine düşmüşçesine, gerçekleri
kabullenip makul politikalar geliştirmek yerine, çareyi Kürt karşıtı
politikalarını daha da şiddetlendirmekte bulmaktadırlar. Kürtler bir şey
kazanmasın da, ne olursa olsun demekten başka ürettikleri bir politika yok.
Bu, aslında tükenişin bir ifadesi; bu, kazanma umudunu yitirmenin bir göstergesi.
Nasıl olsa ben kaybediyorum, bari rakibim de kaybetsin, psikolojisinin ürünü
olan marazi bir saplantı.. Ama
halkımız yoluna devam ediyor.. Tüm
engellere ve önünde kurulmuş tuzaklara rağmen yürüyor.. Kürtlük
adına hareket ettiğini iddia edip, hançerini Kürd'ün sırtına saplamaya
yeminli olanların hezeyanlarına; yürtseverliği, ilkel milliyetçilik
olarak isimlendirecek kadar düşkünleşmiş hayırsızlara rağmen de yürümeye
devam edecek.. Değerli
Konferans Katılımcıları! Ülkemizin
Kuzey parçasında her ne kadar siyasal bir dağınıklık ve kopukluk göze
çarpsa da, özellikle son 40 yıl içerisinde sürdürülegelen örgütlü mücadele
içerisinde kazanılan muazzam tecrübelerimiz ve yine bu onurlu faaliyetler
neticesinde yetişmiş, dünya çapındaki gelişmeleri çağdaş bir bakışaçısıyla
değerlendirip yorumlayabilecek, davasında kararlı
binlerce yönetici Kürt kadromuz vardır. Yakın
siyasal ve toplumsal tarihimizde yaşanan kaotik ortamın bir sonucu olarak,
halk potansiyelimiz değişik dinsel veya siyasal kılıflar altında yaratılan
seçeneklere kanalize edilmiş olsa da, yürütülecek kararlı ve etkin çabalarla
bu durumun sona erdirileceğine olan inancımız tamdır. Bu
bağlamda Kürt halkı ve en başta da onun aydınlarının berrak bir
perspektifle donanıp, bugünkü tarihi fırsatları ülkemizin lehine işletmeleri,
ayrı bir önem taşımaktadır. Gelinen
aşamada, değişik siyasal eğilim ve taleplerin gündemleştiği gözlenmektedir.
Kimileri buradan hareketle, Kürtler'in ne istediklerini bilmediklerini ileri
süre bilmektedirler. Dostça ve iyi niyetle yaklaşanlara diyecek sözümüz
yok. Ancak, ilk başta mantıklıymış gibi gözükse de, aslında tehlikeli
bir yaklaşımdır bu. Kürt'lerin ulusal ve demokratik taleplerini rafa kaldırmanın
bahanesidir bu.. Dünyanın
en gelişmiş, en demokratik ülkelerinde bile, tüm değişik halk
kesimlerinin aynı siyasal talepler etrafında toplanabilmeleri mümkün değilken,
bunu Kürt'lerden istemek, ne kadar gerçekçi ola bilir? Aslolan,
Kürtlerin ulusal varlığı ile onların özyönetim haklarının savunulmasıdır.
Özyönetim tarzı, değişik koşullarda, çok farklı biçimlerde hayat
bulabilir. Bu yüzden bu konudaki farklı düşünceler ne Kürt'lerin bölünmelerine,
ne de taleplerinin belirli çevreler tarafından rafa kaldırılmasına gerekçe
teşkil edebilir. Bu, olsa olsa bir düşünce zenginliği olarak
adedilebilinir. Bugün,
Kürdistanlı politik güçler arasında sadece bir tek noktada ayırım
noktası vardır: O da, bağımlı ve güdümlü politikalar izleyenler ile,
halkın öz gücüne dayananlar arasındadır. Her türlü açık veya gizli
güç odaklarından bağımsız, kendisini yürekten Kürt halkının haklı
davasına adayanlar ile, bağımsız bir kimlik ve kişiliğe sahip olmayan,
ya da bunu yitirmiş kişi ve çevreler arasına kalın, kırmızı hatlar çekmek
ve halkımıza hizmet etmeyen, onu davasından uzaklaştırmaya çalışanlara
karşı net bir tutumun belirlemek gerek. Değerli
Arkadaşlar.. Sizler
de takdir edersiniz ki, bir halkın geleceğini belirleyen öneme haiz
politikalar, sadece istemlere ve doğal meşruiyet temeline dayanılarak değil,
biraz da, ulusal ve uluslararası şartlara göre tespit edilir. Karşıtlarımızı
zayıflatacak, dostlarımızı arttıracak yaklaşımlara ihtiyacımız vardır. Bizler
kendimizi, ellerinden gelse, halkımızın taleplerini gündemlerine bile
almayacak olan kimi uluslararası çevrelerin
kendi siyasal ve sosyal çıkarlarına uygun olarak belirledikleri
politikalarla sınırlamadan, ama bugünkü koşullarda acilen dayatılıp
çözüme kavuşturulabilecek seçenekler üzerinde gücümüzü yoğunlaştırmalı;
doğal ve bu yönüyle de meşru olan ulusal taleplerimize, uluslararası
yasalar çerçevesinde hukuki bir dayanak kazandırmak için, elimizden geleni
yapmalıyız. Kürt halkının sesine kulak
asılmasında bu konferansın önemli bir rol oynayacağı inancını taşıyoruz.
Bizler, bir yandan iyi niyetimizi ve değişik seçeneklere açık tutumumuzu
sergilerken, bir yandan da, kararlılığımızı ve Kürt halkının onayı
alınmadan atılacak hiç bir adımın bizler için bağlayıcı olmayacağı
mesajını da tüm açıklığıyla ortaya serebilmeliyiz. Güney
Kürdistan'daki gelişmeler, Kürt'lere rağmen Kürt sorunu'nun çözülemeyeceği
gerçeğini net olarak ortaya çıkartmıştır. Kürt'lerin geri bir toplum
olduğunu ve kendilerine bağımsız bir devlet kurma hakkı verilse bile,
onların kendilerini yönetmekten aciz olduklarını iddia eden utanmazlara
inat, halkımız Ortadoğu'nun orta yerinde bir özgürlük ve demokrasi adası
gibi bir ülke yaratmayı başarmıştır. Kürtsüz
Çözüme hayır, belgisiyle el ele verip tüm dünyaya, Kuzey Kürdistan'nın
da bir özgürlük, demokrasi ve refah adası olmaya aday olduğunu göstermeliyiz.. 25.02.2005 PADEK
|