PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ın 31 Mayıs
1999 günü İmralı'da başlayan duruşması, sadece
Kürt ve Kürdistan sorunu açısından değil, aynı zamanda Türkiye ve dünya kamuoyu açısından da ibret
vehayretle izlenen gelişmelere sahne oluyor. Türkbasın-yayın organları, Öcalan'ın mahkemeye sunduğu
savunma dahil genel olarak onun olarak duruşmalardaki tutumunu
"teslimiyet" ve "pişmanlık" yansıtırken, PKK ve çevresi ise bu tutumu
"destekliyoruz", "yeni bir atak"
türünden açıklamalarla savunmaya çalışıyor.
Öcalan'ın bizzat kendisinin ‹mralı'ya
çağırdığı savcılara verdiği "ek ifade",
mahkemeye sunduğu "savunma" ve duruşma
sürecinde sorulan sorulara verdiği cevaplar ve
yaptığı diğer açıklamalar bir bütün olarak
değerlendirildiğinde, Öcalan'ın Kürt ve Kürdistan
sorunun adil ve demokratik çözümünden uzaklaştığı
görülmektedir. PKK yönetimi ve diğer bazı çevreler
tarafından yapılan zoraki yorumlar da
inandırıcılıktan uzaktır. Türkiye'ye getirilirken
"bayrak öpme" ile başlayan, "demokratik
cumhuriyet ekseninde barış ve kardeşlik için devletin
hizmetinde çalışma isteği", "ortak vatan ve
devlet" ile "Atatürk milliyetçiliği"
savunuculuğuyla süren yaklaşım zeminine oturtulan bir
"barış ve kardeşliğin" nemenem bir şey
olduğu, tarih bilinci olan her Kürt yurtseveri
açısından bir sır olmasa gerekir. Ayrıca
"ırkçı olmayan Atatürk milliyetçiliği"
sözüyle başlayan ve Türk ulusçuluğu temeline
oturtulan bir "kültür milliyetçiliği"nin de
Kürt ve Kürdistan tarihinde defalarca yaşanan bir
trajediyi tekrarlamaktan başka bir şey olmadığı
açıktır
Kürtler arası birlik ve dayanışmayı her zaman
öne çıkaran, Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmemesi
için harcanan girişim ve çabalarda yerini alan, teslim
edildikten sonra Kürt sorunun demokratik ve kalıcı
çözümü için diğer parti ve örgütlerle birlikte
tavır geliştiren Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi
Platformu (PADEK), Öcalan'ın son geldiği noktayı
Kürdistan'ın haklı ve meşru davasından uzaklaşma
olarak değerlendirmektedir. PKK yönetimi ve
çevresinin, gelinen aşamada yeni bir trajediye yol
açmaktan başka bir sonuç getirmeyecek olan "ortak
vatan ve devlet", "ırkçı olmayan Atatürk
milliyetçiliği" temeline dayanacak bir
"demokratik cumhuriyet" ve "barış ve
kardeşlik"e destek vermesini, büyük bir yanılgı
ve zaafiyet olarak görmekteyiz.
PADEK, yaşanan dönemin hassasiyetinin özenle ve
soğukkanlılıkla gözönüne alınarak ilerde meydana
gelebilecek ve sonuçları sadece PKK ile sınırlı
olmayacak, genel olarak Kürdistan ulusal demokratik
güçlerini etkileyecek olası olumsuz gelişmeleri
engelleyebil-menin, hiç olmazsa en asgariye
indirebilmenin olanaklarının halen varolduğuna
inanmaktadır. Bu çerçevede başta PKK olmak üzere
tüm Kürdistani parti ve örgütleri Öcalan'ın içine
düştüğü politik duruma karşı tutum alarak, Kürt
ve Kürdistan'ın haklı davasını öne çıkarmaya
çağırmaktadır. Böylesi bir yaklaşım belki
Öcalan'ı da etkileyebilir ve mevcut tutumundan
vazgeçirebilir.
4 Haziran 1999
Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi
Platformu
Yürütme Komitesi